İlk 10 ekonomiden biri...




Yıllardır kah onaltıncı kah onyedinci büyük ekonomi olmuş,
Buna rağmen son dönemde koruduğu onyedinci büyük ekonomi olma pozisyonu ile övünen ülkemizin yeni bir hedefi var;
en büyük on ekonomiden biri olmak.

Hedef varsa hedefe gidilen yolda bir plan ve vizyon gerekli...

Bu hedefi ciddiye aldığımız varsayımı ile akla gelen soru ise;

- Nasıl?



Öyle ya, artık sokakta ki çocuk bile biliyor; kısa vadeli yabancı para girişleri ile ayakta duran, borcu borç ile çeviren bir ülkeyiz...

Faiz yükümüz son yıllarda düştü dense bile faize konu borç yükümüz arttığı için ödediğimiz faiz hala belimizi büküyor.

Teoriye göre bir ülkenin faiz ödemeleri azaldıkça yatırımlara daha fazla kaynak ayırma imkanı doğar..
Bütçe yatırımlara, yapısal ve uzun vadeli gelişmelere yönlendiril(ebil)ir..

Faiz yükü azalan ülke için diğer seçenek ise gösteriş, propaganda, kamu otoritesi ( ve belki diktatörya ) ve yolsuzluklara ayrılabilecek kaynağın artması olarak ta görülebilir..

Bu varsayımı dillendirmek ilk etapta haksızlık olarak görülebilir, ancak liberal politikaların son derece katı olarak uygulandığı tamamen piyasa ekonomisine teslim edilmiş, bahsettiğimiz yatırımların baştan sona özel sektöre ihale edildiği hatta yatırımların yanında özelleştirmeler ile kamusal alan ve hizmetlerin piyasalaştırıldığı bir ülkede bunu küçük bir detay olarak görmek yanlış olur.

Dahası özel sektöre ihale edilen yatırımların da, zaten sahip olduğumuz ve bazılarına daha önce hiç paha biçilmemiş kamusal alan ve hizmetlerin de özelleştirilme yolu ile parasallaştırılıp şirketlere devrinin de ekonomiyi aslında reel olarak ne kadar büyüttüğü ise muamma..

Şöyle ki: kamunun yeni yatırımları duble yol, havaalanları, toplu konut ve köprü gibi yatırımlarla sınırlı kalıyor ve özel sektörü bu yatırım ihaleleri ile meşgul ediyor ve borçlandırıyor ise bu yolla sağlanacak büyüme sağlıklı olmayacaktır..
Duble yollardan ve köprülerden Anadolu'nun her köşesinde üretilen ve ihraç edilen ürünleri taşıyan nakliye sektöründen çok yurtiçi yolcu taşıma sektörü geçecek ise,
havaalanları "uçmayan (vatandaş) kalmasın" düsturuna hizmet ederken yurtdışından turist ve yatırımcı getirmeyecek, kargo uçakları üretilen malı yurtdışına taşımayacaksa,
toplu konutlar fabrika ve iş yerlerine yakın olmak için tercih edilen yerlerden ziyade sadece ve sadece ömür boyu kira öder gibi başını sokacak dört duvara sahip olma umuduna hizmet edecekse, yani doyduğu yerde ikamet etmek yerine, ikamet edebildiği yerde ekmek aramak davası sürecekse bu yatırımlar kısa vadeli ekonomik hareketlilikten öteye gidemeyecektir.
Yolu, köprüyü, toplu konutu kendine iş edinen özel sektör ise kalıcı, yapısal yatırımlara kaynak ayırmayı tercih etmeyecek gelişim kısır kalacaktır.
Borçlanabilme kapasite ve kredibilitesini kamusal yatırımlara harcamayı, uzun vadede bu yatırımlardan elde etmeyi planladığı geliri tercih eden özel sektör hizmet sektörüne kaymış, karlılık çerçevesinde kendi açısından doğru kararı vermiş ve üretim-imalat sektöründen dolaylı olarak dışlanmış olacaktır.

Neticede ortada hizmet vereni daha çok özel sektör ile hizmet alanı daha çok tüketici olacak,
Üretim kısırlaştığı yada iyi ihtimalle hizmet alanına paralel gelişemediği için hizmet alan tüketicinin hizmeti almak için borçlanma ihtiyacı artacak ve özel sektör borcunun yanına büyüyen tüketici borcu eklenecektir.
Aslında hizmet veren üretici borcunu hizmet alan tüketiciye aktarmaya başlayacak ve borç yükü tüketiciye havale edilecektir. Tüketicinin üretim aşamasında ki etkinliği ve bu şekilde gelir seviyesi ve sürdürülebilirliği ise en önemli sorun olacaktır.

Tüm bu cümleleri gelecek zaman kipinde kullansak ta aslında şu anda yaşanan tabloyu da açıklıyor ve anımsatıyorsak sorun zaten yaşanmakta demektir..

Asıl sorun ise hali hazırda yaşanan tablonun genişliyor olmasıdır.

***

Üretimi uzun vade de temel almayıp, gelişiminin önünü tıkayan model neyi temel alıyor?

Parasallaştırma & Piyasalaştırma

Kendi cebimizden ödediğimiz vergiler ile yaptırdığımız köprüden yine para vererek geçen ve hatta bir sonraki aşamada o köprüyü özelleştirerek, yaptırırken ve kullanırken ödenen ücretlerin en azından yine devlet hazinesine oradan da kamusal hizmet ve yatırıma gitme ihtimalini de uzun vadede ki değerini bugüne iskontolayarak özel sermayeye devreden süreç...

Bu süreci yaşayan "Enayi" toplumun kaderidir dünyanın en büyük ilk on ekonomisine girmek..

Komşumuza,annemize ve ( belki biraz da istemeyerek ) kayınvalidemize çocuğumuzu bırakan dayanışmacı toplum yapısını liberal politikaların dolaylı etkileri ile bozarak "Kreş"i icat eden süreç...
Bedavaya edindiğimiz üstelik edinirken ilişkilerimizi de geliştirdiğimiz bu faydayı parasal bir değere dönüştürüp "körler sağırlar birbirini ağırlar" usulü niceliksel bir büyüme yaratan süreç...
Üstüne faturasını da kestirdik mi ohh mis!
Artık milli gelire katkı bile sağlamışızdır...

Ne üreterek?

Gerçekte sağladığımız katkı nedir?

Bu süreçte yeni olan nedir?

Varlığı ve refahı artıran unsur nerede?

Yeni bir ihtiyaca yönelik bir fayda mı sağlıyoruz böyle süreçler ile yoksa paha biçilmemiş değerlerimizi parasallaştırarak yaratılan bir ilüzyonu mu yaşıyoruz?

Üstelik zaten her istediğimizde karşılıklı sağlayabildiğimiz bu faydayı yeterli parasal güce sahip olamama durumunda kaybetme riskini de üstlenerek yeni bir kaygı konusu yeni bir madden eksilme-küçülme alanı yaratıyoruz.

Bu bahsettiğimiz büyüme yöntiminin sadece kaydi olarak büyümekten öteye gider yanı yok.
Biraz da bu sebepten kişi başı milli gelir artarken aslında hanemize giren gelirin artmadığına tanık oluyoruz.

Ve hatta bu parasallaştırma-piyasalaştırma yüzünden kişi başı milli gelir artarken aslında hanemize giren geliri yeni gider kalemleri ile eksiltiyoruz.

Gelirimizi artırmak, daha çok çalışmak ve bu sistemi daha çok genişletmek için olanca gücümüzü, zamanımızı sarfetmek zorunda kalıyoruz.

Biz bu yeni ekonomik yaşam biçimini benimsedikçe de Milli Geliri "sanal" olarak artırmaya, parayı sürekli o cepten o cebe aktarırken bunun muhasebe kaydını da yaparak daha büyük bir ekonomi olmaya doğru yol alıyoruz. Kararlılıkla!

Aslında bunun kolayı var;
Akşama kadar elimizde ki bütün paramızı çeşitli hizmet alımları ile birbirmize aktararak bunun karşılığında fatura da kesip kayda alabiliriz.

Örneğin size su ikram eden aile bireylerinize bunun karşılığında bir ücret verip karşılığında fatura kestirebilir, eşinizin gömleğini ütülediğiniz de kendisine faturayı uzatıp ücretini tahsil edebilirsiniz.

Bu şekilde bir anda eviniz küçük çaplı bir ekonomi haline gelecektir. Ödediğiniz vergiler ve kayda geçtiğiniz hizmet bedelleri ile Milli Gelire katkı sağlayabilirsiniz.

Hafife almayın yaklaşık 80 milyonluk Türkiye'de 15 milyon çekirdek aile olduğumuzu varsayar isek büyük bir ekonomik atılım yapabiliriz.

Ee ne de olsa ilk on ekonomiden biri olacağız..

Peki günün sonunda elimizde daha fazla olan ne olacak?

Ne üretmiş? Haneye,ülkeye ve dünyaya ne katmış olacağız?

Hiç?

Belki hiç değil ancak hiçten çok daha fazlası hiç değil!




Yorumlar