Bir anlığına durup kendimize samimi bir şekilde sorduğumuzda;
Bir ekonomik krizin var olduğunu nasıl algılıyoruz?
Krizi yaşamaya ne şekilde başlıyoruz?
Çoğu zaman sebebini dahi bilmeyerek medyadan "kriz var" diye okuduğumuz, izlediğimiz zaman yaşamaya başlıyoruz krizi...
...kabul edin krizin sebebini, çoğu zaman kendi para birimimizin değer kaybı,
faizlerin yükselmesi veya duruma göre düşmesi,
büyük şirketlerin işçi çıkarması,
Amerikan dolarının yükselmesi,
çevremizde bazı esnafın, iş adamının iflası.. vesair etkilerinin çoğu gerçekleştikten sonra öğreniyor,
Yani önce öğretildiği şekli ile ve deneyimlediklerimiz ile edindiğimiz kanaatten önce krizi yaşamaya başlıyor ancak tüm bu kanaat ve gözlemlerden sonra öğreniyoruz krizi ve sebebini/sebeplerini...
Duruma göre elde, yastık altında her an kullanabileceğimiz para miktarını artırma çabası ile ( likidite tercihi ), bazen kendi finansal pazarımızın genel geçer kabul ettiği altın, dolar ve benzeri varlıklarımızı artırarak ve hatta bazen çok ciddi durumlarda evimizde stoklamak üzere un, yağ alacak kadar abartarak ( abartı olması haksız veya yanlış bir eylem olduğu anlamına gelmez ) gardımızı alıyor;
krizi yaşamaya ve yaşatmaya bizzat başlıyoruz, kendi etki alanımız dahilinde...
Yani ekonomik krizin ateşine bir odunda biz atıyoruz kendi çapımızda..
Peki ekonomik bir krizde "aslında" krizden ne şekilde etkileniyoruz?
Yukarıda bahsettiğim, kriz dendiğinde gösterdiğimiz reflekslerin dolaylı etkisini gözardı ederek, sadece hiçbir tepki vermesek dahi krizin bize dokunacak etkisini kastediyorum.
Faiz!
Yani maliyet...
Yani meşru ekonomik sistemde bulunan tüm değerlerimizin maliyeti/getirisi ve aynı zamanda değer kaybı/artışı...
Dikkat edin; meşru zeminde bulunan...
Gayrimeşru zemini de mi var bu işin demeyin,
Zira bu yazının konusu o zaten.
Gayri meşru yani parasallaştırılamamış
Sizin bu parasallaştırmaya izin vermediğiniz zemin.
Belki kayıtdışı ekonomi diyorsunuz,
O da dahil ama sadece o değil.
Parasallaştırılmasına izin vermediğiniz, meşru ( resmi, kayıtlı ) ekonomik sisteme katmadığınız her şey var bu ekonomide...
En temel anlatımı ile borç/kredi faizleri arttığında sizin bunu önemsememenizin teminatı olan, para sahibi en yakın akrabanız veya dostunuz.
Öyle ya, ben kendisinden borç aldığım hiç bir arkadaşıma, arkadaşlık hukukunun korunduğu ortamda ve şartlarda faiz vermem,
( tabii bana borç verenin borç verdiği bu para yada herhangi değeri faiz yada herhangi bir maliyet ile borçlanmadığı varsayımı ile )
Aynı şekilde borç verdiğim arkadaşımın 100 liramı bana 120 lira olarak geri ödeme talebini de ciddi bir şekilde ayıplarım, bana yapılmış bir hakaret bile sayarım.
İşte bu bahsettiğim alan ne derece büyük ise o alana sahip, o alanı kullanan insan için, o ekonomik krizin etkisi o derece az olur.
Yani o alanın büyüklüğü oranında, o kriz, o alana sahip olan ve kullanan insanın krizi değildir.
Aynı şekilde kayıtdışı ekonomisi artı parasallaştırılamamış ekonomisi büyük olan ülkelerde yaşayan toplumlar da aslında krizlerden o derece az etkilenirler...
Türkiye 2001 ekonomik krizi ile yanıp kavurulurken, çevrenizde kaç tane batan köylü ( bildiğimiz köylü faaliyetleri ile yaşayan ve geçinen ) oldu acaba?
Oysa tam da o zamanlarda bankaların bir sabah kapısında polis ile mesaiye başladığına tanık oluyorduk.
Yine insanların paralarını faiz ve kar payı karşılığı borç verdiği bankalardan geri alabilmek için kapılarda kuyruk oluşturduğuna şahit oluyorduk.
Peki eşinin dostunun kapısında verdiği borcu geri isteyen insan manzaraları gördük mü?
Banka arabaları Tahtakale'de ne var ne yok Amerikan Dolarını toplamak için arabalarını göndermişken, ticari krediler esnaftan geri istenirken hangimiz, Dolar borç verdiğimiz arkadaşımızın kapısına dayandık?
Hangimiz borç verdiğimiz arkadaşımızı arayıp "borcunu kapat" dedik?
Borcunuzu her zaman ki gibi aylık ödemeye devam ederken durduk yere kapınıza dayanıp, veresiye defterini de göstererek borç kapatmanızı isteyen bakkal oldu mu?
Yada Amerika'da yaşanan Mortgage krizinden ötürü ile iflas eden kaç simitçi, kaç işportacı gördünüz?
***
Yeni dünya düzeninin küresel finans sistemi sizin her hareketinizi piyasalaştırmak ister,
Her kıymetinizi piyasaya sürmenizi, ona bir paha biçmenizi talep eder ve yönlendirir..
Çünkü kurulmuş olan finansal sistem her ne kadar yeni de olsa genetiğini "Lale Borsaları"ndan alır...
Türlü finansal matematik&mühendislik ürünleri ile size herşeyi satmak, sizden elinizde daha önce satmayı düşünmediğiniz herşeyi satmanızı ister...
Hatta size riskli ürün satıp arkasından riski telafi etmek için sigorta satar sonra size sattığı ürünü ve sigortasını sizden alır bir başkasına risk primi ve bedel ile tekrar satar.
Sistemin kendisi ise, bir bakmışsınız size yatırım satmakta iken, bir bakmışsınız yatırım için sigorta satmış iken sonra onu sizden alıp başkasına satarken hep komisyon alır.
Aynı şeyi defalarca alıp satarken her zaman komisyoncu rolünü korur ve "Kasa Hep Kazanır"..
Bu masada kumar oynadığınız sürece çevirdiğiniz, kazandığınız paranın hiç bir kıymeti yoktur...
Eninde sonunda kuruş kuruş, faiz faiz o para kasaya akmaktadır..
İşte bu masada para bittiğinde ise finansal sistemin ikinci ayağı devreye girer size borç verir...
Sizden akan su size de döner tabii böylece, ancak bir farkla... artık onun bir maliyeti vardır.
Faiz çalışır artık.
Sizin bu borcu ve faizi çıkartmak üstüne de kendinize pay çıkartmak için tek şansınız ise masa da kalmaktır.
Masada kalmak ve "Kasa"ya para akıtmaya devam etmek...
Para ve faiz sistemlerinin tamamında bu döngü vardır.
Bu sebeple belli aralıklarda sürekli bir kriz patlak vermektedir. Bu sistem devam ettiği sürece de krizler hep olacaktır. Hep yeni bir balon olacak, patlayıp kriz doğacak ve yeni bir balona bırakcaktır yerini, bir önceki krizi bertaraf etmek üzere...
Rezerv Para denen sizden aldığı parayı örneğin kiracınıza faiz ile borç vererek size kira olarak geri dönmesini sağlayan bu sistemde her zaman bardaktan taşan bir kısım vardır. Faizin kendisidir o...
Aslında gerçek varlıklarımızın toplam değeri içinde yeri olmayan, kazandıklarımızı da üst üste koyduğumuzda kendisinin havada kalmaya devam ettiği sanal gerçek: faiz...
Masaya dönelim; oyuncu sürekli oyun oynarken, masada toplam para sabit iken ( bunu piyasada ki toplam para arzı olarak düşünün ) bu oyunculardan birisi faizle borçlanmaya başladığı andan itibaren sayaç çalışmaya başlar... Artık masada dönen oyunun büyüklüğü ( ekonomi ) iki türlüdür;
Bir yandan; Oyunun defteri olan "tabela"ya tabii masada dönen gerçek para ( oyuna başlarken kullanılan paranın masada kalan kısmı + kasaya akan komisyondan, kasanın verdiği borç olarak dönen para ) + Kasanın defterinde işleyen faizin toplamının büyüklüğü
Diğer yandan; o masada olan ve oyunda dönen gerçek para + bu gerçek paradan komisyon ile koparak kasaya akmış gerçek para büyüklüğü
Pek tabii ki birinci ekonomik büyüklük, ikinci ekonomik büyüklükten daha fazladır.
Bu durumda ortada bir açık söz konusudur...
Bunu küresel ekonomi olarak düşünürseniz küresel anlamda bir "cari açık"tan söz etmekte doğru olacaktır.
Ülkelerin birbirine olan borç ve alacak - girdi ve çıktı ilişkilerinden meydana gelen "cari açık" bu durumu görmek için yeterli olmayacaktır... Çünkü toplamları eşit olmayacaktır.
Bu faiz yükü aslında tüm dünyanın cari açığını oluşturur ve küresel finans sistemi ile küresel krizler yaratarak bu krizi ülkelerden ülkelere sürekli ihrac etmektedir.
Bu bağlamda, bu sistemde ekonomik kriz hiç bir zaman bitmez...
Sadece yer değiştirir.
İşte faiz ve rezerv para sistemi ile oluşan bu karşılıksız fazlalık ülkeleri, ekonomileri gezerken henüz piyasalaşmamış değerleri sisteme sokarak azalma eğilimindedir.
Masa da paranız bittiğinde kolunuzda ki saati, üzerinizde ki gömleği...
Bu sistem bankalar kadar devletler eli ile de yürümektedir.
Kasa sadece banka değil, küresel sermaye, devletlerden daha çok bütçelere sahip uluslararası şirketler ve bu süreçte sizi masaya oturtan komisyoncu devlet eli ile yürümektedir.
Bu sebeple de devlet eli ile kayıt dışı ekonomik alan sürekli kayıt altına alınmak istemektedir.
Daha fazla vergi ve ziyadesi ile ipotek verilebilecek, teminat olabilecek daha fazla değer...
Daha fazla orman katli, gereğinden fazla yapılaşma, daha fazla özelleştirme, daha fazla avm, daha fazla maden çıkartılması, daha ucuz işgücü, daha fazla el değmemiş cennet koylar, daha fazla paraya tabii tutmadığınız değerin piyasaya sokularak varlığının ve biçilen değerinin bu döngüye armağan edilmesi...
Masadan karlı kalmak isteyenleri tutabilmek için ise daha fazla oyun çeşitliliği...
Belki her konuda gayrimeşru kötüdür ama bizim bahsettiğimiz anlamı ile ekonomi de değil!
Bir kriz anında kendi düşmesin diye aşağı çuval bırakan büyüklerin balonunda çuval olmamak, masada kalıp saatini, gömleğini geri almak zorunda kalan olmamak için her zaman korumanız ve kollamanız gereken alan...
Sizin gayrimeşru ekonomik alanınız
Aksi?
Krizle muhattap ( olan keriz ) olmak...
Yorumlar
Yorum Gönder